Ölüm

ÖLÜM

Toplumsal yaşamın temel geçiş dönemlerinin sonuncusu olan ölüm, hem yaşamın sona ermesi hem de ölümden sonrası, öte dünya, ruh vb. gibi inanışların kaynağı olması bakımından, insanoğlu için her zaman gizemli bir olgu ve süreç olmuştur. Bu süreç toplumların kültürel, tarihi, dini yapılarına ve yaşadıkları bölgenin coğrafi özelliklerine göre şekillenen inanış ve uygulamalarla örülmüştür. Söz konusu inanış ve uygulamalar, temelde din ve gelenek olmak üzere, iki kaynaktan beslenmektedir. Bunlar, ölümle gelen yeni durumu kutsamayı, vefat eden kişiyi ve çevresindekileri bu “geçiş” sırasında arttığına inanılan tehlikelerden ve zararlı etkilerden korumayı amaçlamaktadır. Ölüme dair dini (kitabi) inanış ve uygulamaların, genel geçer nitelikte olup, Türkiye genelinde benzerlikler gösterdiği görülmektedir. Bunun yanında, geleneksel inanışlar ve uygulamalar olarak adlandırdığımız; ölüm öncesinden başlayıp, ölüm anı, yıkama, kefenleme, defin ve sonrasına dair bütün aşamalarda karşımıza çıkan kültür unsurlarında bir takım bölgesel farklılıklar karşımıza çıkmaktadır. Eskişehir İli ölüm geleneklerinde de yörelere göre benzerlikler ve çeşitlemeler olduğunu görmekteyiz. Eskişehir Manav (Yerli), Tatar, Muhacir, Pomak, Çerkez vb. grupların bir arada yaşadığı bir bölge olup, bu çeşitliliğin getirdiği bir kültürel zenginliği de barındırmaktadır. Bu yazıda belirtilen tespitler, esas olarak araştırmaların gerçekleştirildiği ilçe merkezi, belde ve köylere dair çıkarımlar olup, aynı bölgelerdeki diğer yerleşimler hakkında kesin yargılar taşımamaktadır. Ancak, örneklem olarak seçilen yerleşimler bir bütün olarak ele alındığında Eskişehir’in sosyo- kültürel yapısını temsil edebileceğinden hareketle birtakım genellemelere de varılmıştır.

Ölümü Düşündüren Ön Belirtiler ve Bunlarla İlgili Kaçınmalar: İnsanoğlu kimi olay ve durumları ölümü düşündüren, çağrıştıran nedenler olarak algılar ve bu olumsuz durumu bertaraf etmek, kendisinden, sevdiklerinden uzaklaştırmak için bir takım pratikler gerçekleştirir. Hayvanlar, rüyalar, gök olayları ve günlük yaşamdaki çeşitli pratiklerle ilgili olan bu inanmaların en yaygın olanları hayvanlarla ilgili olanlarıdır. Köpek ulumasının, baykuş (hacıkuşu) ötmesinin, kargaların sürüler halinde uçuşarak ses çıkarmasının ölüm getireceğine inanılır. Köpeğin, önünde uluduğu evden veya mahalleden cenaze çıkacağı düşünülür. Baykuş evin damında ötüyorsa o eve veya hane akrabalarından birine, ev dışında ötüyorsa mahalleye veya köye uğursuzluk getireceği düşünülür. Eskişehir genelinde görülen bu inanmaların olumsuzluğunu bertaraf etmek için hayvanlar; “Git başını ye!”, “Git derdinle beraber!” gibi, ilençler söylenerek kovulmaya, susturulmaya çalışılır.

Rüyalarda görülenlere dair yapılan -genellikle olumsuz- yorumlar da ölüm belirtilerine dair yaygın inanmalardır. Rüyada duvar yıkılması (özellikle ahır duvarının yıkılması) hanede ölüm olacağına işarettir. Ayakkabıların kaybolduğunu, kuyu ve gelinlik görmek ölüme yorulur. Çiğ et görmek de aynı sonuca yorulmakta olup, çiğ et görülen rüyadan sonra, ölümün kısa sürede gerçekleşeceğine inanılır. Rüyada diş çektirilmesi iyi sayılmamakla birlikte, diş çekilirken kanama olursa rüyanın bozulacağına inanılır. Kalabalık, tabut görmek, gelin olan kızları tekrar gelinlik giymiş olarak görmek ölüme yorulur. Kazma, kürek, odun, ateş, kazan görülmesi (mezar kazılacağı, cenaze suyu ısıtılacağı düşünülerek) uğursuz sayılır. Ölmüş kişilerden birisi rüyada görüldüğü zaman, görülme şekline göre farklı yorumlanmaktadır; ondan bir şey alınıyorsa hayırlıdır, bereket vermiştir ama eğer ona bir şey veriliyorsa gören kişiden veya çevresinden bereket alıyordur ya da birisinin ölümünü haber veriyordur. Ayrıca, ölmüşlerden birisi rüyayı gören kişiyi çağırıyor ve o gidiyorsa bir kişinin öleceği düşünülür ama eğer çağrıya rağmen gidilmemişse ölümün ertelendiği düşünülür. Rüyada cenaze görmek iyiye yorulur; diri görmektir, bir doğum olacağı veya misafir geleceği düşünülür. Ölen bir kişinin rüyada görülmesinin ardından genellikle, ihtiyacı olan birilerine para, giyecek veya yiyecek verilir. Bu uygulamayla hem görülen kişinin ruhunun yâd edilmesi hem de rüyaya dair olumsuzlukların giderilmesi amaçlanır. Söz konusu uygulamaya Beylikova’da “hayır çıkarmak” denmektedir.

Ölüm Öncesi ve Anına Dair İnanışlar ve Yapılan Uygulamalar: Yaşlılık veya hastalık nedeniyle belli bir süreç sonunda gerçekleşen ölümlerde, kişinin rengi, hareketleri, yiyip-içmesi, gözleri-bakışları, bilinç durumu vb. gibi fizyolojik ve psikolojik durumundaki değişikliklere bakılarak ölüm öncesine ve anına dair yorumlar yapılır. Yine bu süreçte hastanın yanında bulunanların yapması, uyması beklenen çeşitli inanma ve pratiklerle de karşılaşmaktayız. Öleceği düşünülen kişi için genel olarak; “ölüm döşeğinde, ölüm döşeğine yatmış, denir. Bunun yanında canı boğazında, yola girmiş, tenceresi kaynıyor” gibi tabirler de kullanılır. Ölüm döşeğinde olan kişinin; nefes alış verişi düzensizleşir, hırıldamaya başlar. Bu duruma Sivrihisar-Dümrek Beldesi’nde “hıkırdağa binmek, hıkırdağa bindi” denmektedir. Konuşmakta güçlük çeker (dili dolaşır, burulur) yüzü sararır, burnu incelir-uzar, terler (ecel teri döker), yemek yiyemez, görme yetisi zayıflar (gözüne perde çekilir, bakışları değişir). Bu tür fizyolojik olanların yanında birtakım psikolojik değişimler de görülür; kişi bilincini kaybeder, yanında bulunanları tanımaz, onlarla iletişim kuramaz. O anda orda bulunmayan -ölmüş olan- kişilerin isimlerini sayıklar. Bakışlarını belirli bir noktaya odaklar ve çevresinde olanları görmez.

Hasta, konuşabilecek durumdaysa “kelime-i şahadet” getirmesi sağlanır. Eğer çağrılmışsa imam, yoksa bilen birileri tarafından yanında Kuran okunur. İnsanın ölüm anında çok susadığı ve şeytanın bu durumdan yaralanarak su karşılığında imanını istediği düşünülür. Kişinin şeytana kanmaması için su içirilir veya pamukla dudakları ıslatılır.

İnsanın yaşamı boyunca yapıp ettiklerine göre ahirette karşılık bulacağına dair dini temelli genel görüşün yanında, yapılanların ölürken de bir karşılığının olduğu düşünülür. Bu düşünce, “insan ameline göre ölür” diye ifadelendirilir. Kişi yaşamını iyilik yaparak, dinin gereklerini yerine getirerek geçirirse ölümünün kolay ve iyi olacağı; eğer günahla, kötülükle dolu bir ömür geçirmişse de ölümünün zor ve acılı olacağı düşünülür. Bu sürecin olumlu olması için; “Allah hayırlı ölüm versin!” denir. Kolay ölümden kasıt; ölümün kısa sürede, bilinç yitimi ve buna bağlı anomaliler yaşanmadan, şişme, morarma, kısmi felç vb. gibi fiziksel değişimler olmadan gerçekleşmesidir. Söz konusu belirtilerin meydana gelmesi durumunda ise, ölümün zor olduğuna inanılır.

Uzun müddetli ölüm süreçlerinin hepsi kişinin kötü amellerine yorulmaz. Kimi durumlarda eğer hastanın uzakta olup da gelemeyen akrabaları varsa, onları göremediği için son nefesini bir türlü veremediği düşünülür. Bunu sağlamak için, o yakınının herhangi bir giyim eşyası veya fotoğrafı getirilip hastanın göğsünün üzerine, yanına konur ya da yüzüne örtülür. Aynı amaçla, Alpu İlçesi Osmaniye Beldesi’nde ölüm döşeğinde olan kişiye, uzakta olan yakınının sesi telefon aracılığıyla dinletilebilmektedir. Temas büyülerinden izler taşıyan söz konusu bu uygulamalarla eşyanın veya sesin sahibi ile ölmek üzere olan kişi arasındaki birlikteliğin, iletişimin sağlanacağı ve ölümün rahat bir şekilde gerçekleşeceği düşünülür. Ayrıca, hastanın gözleri açık bir şekilde vefat etmesi de yine uzakta olan akrabaların gelememesi ile ilişkilendirilir; onlarla görüşemediği, helalleşemediği için “gözü açık gittiğine” inanılır.

Ölüm meleği olan Azrail, ölmek üzere olan insanın canını almak için geldiğinde, ortamda bulunan diğer kişilerin hareket ve seslerinin olumsuz sonuçlar doğurabileceği düşünülür; Azrail’in, insana sağdan yaklaştığı ve bu yüzden ölüm döşeğindeki kişinin sağ tarafına oturulmaması, ortamda yüksek sesle konuşulmaması gerektiğine inanılır. Aksi takdirde “ölüm bölünür”, gecikir ve sıkıntılı bir şekilde gerçekleşebilir.

Ölüm anı yaklaşan kişinin önce ayaklarının soğuduğu, çünkü canın ayaklardan çekilmeye, vücudu terk etmeye başladığı düşünülür. Hastanın göbeği soğuduğunda “can göbeğe gelmiş” denir. Can, bedenin yukarısına doğru çekilerek son olarak ağızdan çıkar ve ölüm gerçekleşmiş olur.

Defin Öncesi Yapılan İşlemler ve Bunlarla İlgili İnanmalar

Cenazeyi Bekletme: Ölümün gerçekleşmesinin ardından yıkama işlemi öncesinde birtakım hazırlıklar yapılır. Mevtanın giysileri çıkarılır. Gerekli hallerde silerek veya yıkayarak genel vücut temizliği, sakal-tırnak kesimi yapılır. Çenesi ve ayakları tülbent, yazma veya bezle bağlanır. Ayakları kıble yönüne gelecek şekilde, yere yapılan bir yatağa yatırılır ve üstü çarşafla örtülür. Üzerine, karın bölgesine bıçak, makas vb. metal bir eşya konur. Böylelikle cenazenin şişmeyeceğine inanılır. Kişi o gün içerisinde defnedilemeyecek bir vakitte (akşamüzeri, güneş battıktan sonra) vefat etmişse veya uzakta olan akrabaların, tanıdıkların gelmesi beklenecekse defin bir sonraki gün yapılır.

Eskişehir genelinde cenazeler geçmişte evlerde bekletilmekteydi. Bugün ise, ilçe ve kasaba merkezlerinde daha çok hastane ya da cami morglarında, köy yerleşimlerinde ise cenaze yıkama araçlarının soğutma bölümlerinde bekletilmektedir. Ancak cenaze yıkama araçlarının bulunmadığı kimi köy yerleşimlerinde veya cenaze sahiplerinin tercihleri doğrultusunda evde de bekletilebilmektedir.

Evde bekletilen cenaze bazı yerlerde ayrı bir odada ve yalnız bekletilirken, kimi yerlerde ise yalnız bırakılmamakta, yanında mutlaka birileri bulunmaktadır. Bu süreçte, cenaze henüz yıkanmadığı, abdestsiz olduğu için genellikle başka bir oda da Kuran okunur, dualar edilir.

Genel olarak, cenazenin bulunduğu eve ve yanına âdet dönemindeki ve lohusa kadınların, kırklı çocukların girmesine müsaade edilmez; cenazenin kırkının çocuğu basacağına inanılır. Cenazenin evindeki hane halkı içerisinde lohusa kadın ve kırklı çocuğun bulunduğu zorunlu hallerde ise onların cenazenin olduğu odaya girmemesi gerekir. Mihallıçık-Sorkun’da kadın cenazesinin yanına nikâh düşmeyenlerin girmemesi âdettendir. Alpu-Osmaniye’de ise hamile bayanların cenazeyi görmesi iyi sayılmaz. Eğer cenaze çok yakınıysa ve ısrarla görmek istiyorsa, “çocuk yumuşak olmasın” diye, cenazenin kefeninden bir parça bez serçe parmağına bağlanır.

Cenaze, yıkama işlemi için yerinden kaldırıldıktan sonra, aynı yere birer tabak un, tuz ve bir de soğan bırakılır. Bunlar cenaze evden çıkarılırken veya daha sonra bir çift ayakkabısı ile birlikte ihtiyacı olan birisine verilir.  Un ve tuz evin bereketinin kaçmaması, soğan ise acının haneden uzaklaşması, yakın zamanda tekrarlanmaması içindir. Kimi yerlerde ise cenaze evden çıkarılmadan önce ayakkabısı, çorabı, gömleği vb. muhtaç olan birisine verilir.

Yıkama ve Kefenleme: Günümüzün gelişen koşullarına bağlı olarak değişim gösteren cenaze yıkama işleminde, Türkiye genelinde yaygınlaşan cenaze yıkama araçları veya gasilhaneler Eskişehir İli’nde de son yıllarda yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu durum, cenazenin yıkanması aşamasına dair birtakım geleneksel uygulamanın artık yapılmaması ve bu uygulamalara dayalı inanışların (yıkama suyu, yeri, ateş, kazan vb. etrafında şekillenen inanış ve uygulamalar) da unutulması anlamına gelmektedir.

Eskişehir’de cenaze yıkama işlemi genellikle, şehir ve ilçe merkezlerinde gasilhanelerde, kasaba ve köy yerleşimlerinde ise belediye ya da muhtarlıklara ait olan cenaze yıkama araçlarında yapılmaktadır. Araçların içinde cenaze yıkamak için gerekli olan temel teçhizat ve malzemeler (su ısıtma sistemi, çizme, önlük, eldiven, maşrapa, kova vb.) hazır bulunmaktadır. Bunun yanında, bugün cami gasilhanesi ya da yıkama aracı bulunmayan yerlerde veya kişinin vasiyeti, yakınlarının isteği gibi durumlarda cenazeler evlerin avlularında yıkanmaya devam etmektedir. Bu tür durumlarda avlunun müsait bir yeri dışardan görünmeyecek bir şekilde kilim veya çadırlarla çevrilerek yıkama bölümü hazırlanmaktadır. Yıkama suyunu ısıtmak ve ılıştırmak için de iki kazan kurulmaktadır.

Erkek cenazeleri ekseriyetle imamlar tarafından yıkanmaktadır. Kadın cenazeleri ise, genelde bu işi bilen yöre kadınları tarafından yıkanır. Yıkayıcı kadınlar bu işi büyüklerinin yanında yetişerek öğrenmiş kişiler olmakla birlikte, son zamanlarda kimi yerlerde (müftülükler, belediyeler veya halk eğitim merkezlerince) açılan kurslarda gördükleri eğitimle bu işi yapan kadınların da olduğu görülmektedir. Yıkayıcılara ve yardımcılarına, hizmetleri karşılığında, cenaze sahibi tarafından para verilmektedir. Önceden belirlenmiş bir fiyat üzerinden değil de cenaze sahibinin isteğine göre verilen bu paranın dışında giysi, kumaş vb. hediyeler de verilebilmektedir.

Cenazenin Taşınması ve Cenaze Namazı: Eskişehir’de cenazeler kapaklı tabutlara veya dört tarafı tahtalarla çevrili sallara konmaktadır. Genellikle sadece kefene sarılı vaziyette taşınan cenazeler kimi yerlerde halı veya kilime sarılarak sala konulur.28 Tabuta, sala konan cenaze il merkezinde cenaze aracıyla, ilçe merkezlerinde ise cenaze aracı veya omuzlarda taşınmaktadır. Kasaba ve köy yerleşimlerinde ise büyük ölçüde omuzlarda taşınmaktadır. Tabutun, salın üstüne, üzeri ayet yazılı yeşil örtü örtülmektedir. Ayrıca, cenaze erkekse ceket veya havlu, kadınsa başörtüsü konulur. Gerek cenazenin sarıldığı yaygılar ve gerekse de tabutun üstüne konan ceket, yazma ve havlular definden sonra ihtiyaç sahiplerine verilir veya camilere bağışlanır.

Cenaze taşınırken cemaatte bulunan herkes dönüşümlü olarak önce tabutun, salın ön sol ya da sağ tarafına, bir süre sonra da aynı hizada arka tarafına omuz vererek taşımaya yardımcı olur. Taşıma sırasında cemaatin geri kalanı arkadan gelir. Tabutun önünde yürünmez. Aynı şekilde, cemaatin gittiği istikamette yakın mesafeden karşıdan karşıya da geçilmez. “Cenazenin önü kesilmez” geleneğine göre, cenazenin geçmesi beklenir ve daha sonra karşıya geçilir. Cenaze namazında tabut cemaatin en önünde olacak şekilde, musallanın üstünde durur. Cenaze namazı genellikle camilerde kılınmakla birlikte, mezarlıklarda da kılınabilmektedir. Namaz, cami hocasının önderliğinde kılınır ve kadınlar katılmazlar. Namaz bittikten sonra hoca orada bulunan cemaatten, mevta için helallik alır ve ardından cemaat tabutu omuzlayarak defin için mezarlığa götürür.

Defin İşlemi ve Defin Günü Yapılan Diğer Uygulamalar

Eskişehir’de mezar yapısı ve defin uygulamaları, özellikle köy ve kasaba yerleşimlerinde, bölgenin iklimi, doğal çevre yapısı ve toprak yapısı gibi etmenlere göre birtakım farklılıklar göstermektedir. Bu anlamda Eskişehir’in araştırma yaptığımız bölgeleri düşünüldüğünde, genel olarak mezar içerisinde cenazenin, çoğunlukla tamamının, yerleştirildiği lahit (oyur, sinevi, fırın, lehin) bölümünün yer aldığı görülmektedir. Bu bölümün cenazenin tamamının sığacağı kadar geniş açılması bölgenin toprak yapısının sert ve taşlı olmasındandır ki, sonradan göçük oluşması ihtimali lahitin-sapmanın boyutlarının belirlenmesine etki eder.

Eskişehir’in ova yerleşimlerinin geleneksel mimarisinde ağırlıklı olarak kerpiç kullanıldığı görülmektedir. İklim ve çevre şartlarının belirlediği bu özellik defin işlemlerinde de belirleyici olmaktadır. Günümüzde de kullanılmakla birlikte geçmişte yaygın olarak, lahit bölümünün önü kerpiçlerle örülmekte idi. Zamanla bunun yerini tuğla almıştır. Aynı uygulamanın, orman bölgelerinde (Mihallıçık’ın kuzey kısımları gibi) ağaçlarla; geleneksel mimaride taşın kullanıldığı bölgelerde (Han ilçesi gibi) ise, taşlarla gerçekleştirildiği tespit edilmiştir.

Mezarlar şehir merkezlerinde iş makinaları ile açıldıktan sonra, insan gücüyle son şekli verilirken, kasaba ve köylerde genellikle tamamı kazma, küreklerle kazılmaktadır. Mezar kazımı çoğu yerde imece usulü, herhangi bir karşılık beklemeden gerçekleştirilir. Cenaze sahibi dilerse mezar kazıcılara belirli bir ücret verebilir. Mezarlar son yıllarda standart ölçülerde açılmakla birlikte, geleneksel yöntemlerle ölçü belirleme de sürdürülmektedir. Buna göre; cenazenin boyu bir ip yardımıyla ölçülmekte ve aynı ip mezar boyunu belirlemede de kullanılmaktadır. Mezar derinliğinin ise kadınlarda göğüs, erkeklerde göbek hizasına kadar olduğu görülmektedir. Cinsiyete göre oluşan bu farklılığın nedeni, namazda el bağlanan yerlerin de aynı olması ile izah edilmektedir.

Mezara toprak atılmaya başlandığında, hoca Kuran okumaya başlar. Defin tamamlandıktan sonra da cemaati duaya davet eder ve topluca dua edilir. Daha sonra cemaat mezarın başından çekilmeye başlar ve hoca tek başına kalarak “telkin (talkın)” verir. Bu sırada cenaze sahipleri yan yana sıralanarak, mezarlıktan ayrılmakta olan cemaatle teker teker helalleşir ve cemaat de onlara “baş sağlığı” diler. Son yıllarda görülen bir uygulama da definden sonra cemaat mezarlıktan ayrılmadan önce yiyecek ve içecek ikram edilmesidir. Cenaze sahiplerinin temin ettiği bu yiyecekler taşınması, ikramı ve yenmesi pratik olanlardan seçilir. Bunlar genellikle pide, lahmacun ve paket ayran, meyve suyu olmaktadır. Bu uygulamanın gittikçe yaygınlaştığını da vurgulamak gerekir.

Mezar Ziyareti: Mezar ziyaretleri genellikle dini bayramlarda, kandillerde ve perşembe, cuma günleri yapılmaktadır. Özellikle Eskişehir merkezinde, cumartesi ve pazar günleri de yoğun olarak mezar ziyareti yapılmaktadır. Köy ve kasaba yerleşimlerinin çoğunda, Ramazan ve Kurban Bayramlarında, bayram namazından çıkan erkekler mezarlığa giderek, hocanın önderliğinde topluca dua eder ve daha sonra herkes yakınlarının mezarlarına giderek, ayrıca dua ederek mezar bakımlarını yaparlar. Kadınlar ise, ya arife günü giderler ya da bayram süresince herhangi bir zamanda giderler.

 

İbrahim ASLAN (Kültür ve Turizm Bakanlığı, Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü’nde Folklor Uzmanı)